ZAMANI GELECEK

 Ahmet Hamdi; “Şimdiki zaman, bu bıçak sırtı, hem geçmişin yükünü taşır, hem de onu çizgi çizgi değiştirir.” derken neyi betimlemek istemişti acaba?

Aslında zaman değişimdir, fotoğraftır, anıdır, bazen kendimiz bazen de  Zaman Tanrı’nın kendisidir “. Bana göre ufak bir kutudur, bize doğduğumuzda verilir ve biz de bu kutuyu doldurabildiğimiz kadar doldururuz, dolduğunda da elimizden alınır. Yenilenmez çünkü biz zamanı doldurunca ölümle tanışmış oluruz artık.

Çocukken, buluttan hayaller yapar onları yıldızlarla süslerdim. Her bir hayalimi de bana verilen kutuya koymaya çalışırdım ama kutu bir türlü onu kabul etmezdi. Büyüdükçe, kutum doldukça ben kutuyu açıp, geçmişe bakmaya çalıştım ama kutu kendini açmadı. Boş muydu acaba? Belki de bu yüzden bir türlü açılmıyordu… Sonra fark ettim ki; o kutuyu geçmiş, geçmiş te bugünümü oluşturuyordu…Bugünüm de geleceğimi!

Zamanın aslında bugün olduğunu fark edince “Bugünü yaşamalıyım.” dedim. Eğer geçmişi bırakırsam, geleceğe ulaşabilecektim, ulaşabilmek için de bugünü yaşamalıydım… Bugünü yaşarken de pişmanlık duymadan, zaman trenini kaçırmadan yaşamak istiyordum. Zaman benim kontrolümde olmadan avuçlarımdan kayıp giden ipti… Ben istediğim kadar ona sımsıkı tutunayım, o avuçlarımdan kayıyordu. Bırakırsam ya gidecek ve toprağa düşecektim, ya da ip kopacaktı ve kutum açılacaktı. Acaba neler koymuştum o kutuya?

 Madem, kutumun içinde olanları merak ediyordum; ben neden kendim oluşturmuyordum? Zamanım, kutum neden fotoğraflar olmuyordu? Herkes deli gözüyle bakmıştı bana, ben her anı görüntülemeye çalıştıkça… Ben de onlara acırdım, kutuları bomboş olacaktı açıldığında… Daha sonraları yazmaya başlayınca da geçmişimi ve geçmişimde olanları hatırlayabilecek; bugünümle ilgili olanları, hissettiklerimi zaman kutusunda kaybetmeden, geleceğimi oluşturabilecektim. Aynaya baktığım da, gördüğüm yüzün neden farklı olduğunu daha iyi anlayabilecektim ve benim kutumu ben değil ama başkaları açabilecekti, benim zamanımı yakalayabilecek hatta durdurabilecekti. . Keşke kutuyu kendim doldurabilseydim..Belki  o gizli derinliklere ulaşabilirdim ve istediğim her an o zamana geri dönebilirdim. Şimdi ise kendi yarattığım ütopik dertlerle boğuşuyorum.

Şimdi düşününce, kitapları neden böyle büyük bir tutkuyla okuduğumu anlayabiliyorum hatta neden yazdığımı bile… Yazar kendi zamanını kendi oluşturuyor ve istediği an onu durdurup tekrar yapabiliyor, kendi yarattığı zamanın içinde kaybolup gidebiliyor. Okuyucu da kendi zamanından bağımsız bambaşka bir zamanda kayboluyor ve onu durdurabiliyor, isterse tekrar o zamanı yaşıyor. Çocukken, bir sırt roketiyle havada süzülüp istediği yere kısa zamanda ulaşmayı  hayal eden biri için kitap okuyarak zamanda kaybolmak oldukça çekiciydi… Ve okunan her bir kitap zamanın önemini daha da iyi kavratıyordu…

Diyeceğim o ki; biri geçmişinden kaçar, diğeri  geçmişini öğrenmeye çalışır. Kimi de Gılgamış Destanı’ndaki kral gibi ölümsüzlüğü arar…Zaman Kutusu denen öznel varlığa sımsıkı yapışmak ister.

Ancak, bu mümkün olamayacağına göre;  ancak zaman kutusu dolu dolu bırakılabilirse ölümsüz olunabilinir…

 

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.