KESİK

Mayıs 27, 2008 at 9:06 am | In Hayatın İçinden | Leave a Comment

Allah Allah!…Demek bu da gelecekti başıma…Hayret etmeme şaşırmayın…Herkesin başına gelebilecek bir şey gibi görünüyor.  ERİC’i, birader alıp Tataristan’a götürünce ve baba ocağına gelip evimi yaptıktan sonra, ilk olarak bir köpek aramaya başlamış ve geçenlerde Beşikdüzü’nde parkta gezinirken bir köpeğe rastlamıştım.  “Gel” diye seslendiğimde öyle bir gelişi vardı ki hem yüreğimi parçalamış hemde ısınmıştım hemen. Cins olduğu belliydi ama tasması yoktu. Şöyle bir sevip  okşadım…ayaklarıma sürünüp tipik köpek davranışıyla dostluk göstermesi yok muydu!… 

Gel diyerek arabama yöneldim, uslu uslu takip etti onca insanın arasından.…kapıyı açtığımda önce girmek istemedi. Kaçacak gibi oldu… Çağırdım, yılışarak geldi ve boğazını tutunca hemen atlayıverdi arabaya. Yakındaki nalbur’a gidip bir tasma ve zincir ile, bakkaldan tavuk eti aldım ve arka koltukta munis munis oturan hayvanın önüne gazete üstünde sundum. Oralı bile olmayınca, çiğ et yemediğini anladım. Adın KESİK olsun dedim birkaç kez. Beklediğim kişilerden, “gecikeceklerini; geceyi Beşikdüzü’nde geçiririz, siz köye gidin, bizi sabah alırsınız” mesajı gelince köye gelip, tasmasını taktım ve zincirini veranda profiline takarak bağladım. Denemek için sabaha kadar çözmedim  ve sabah baktığımda bıraktığım gibi olduğunu gördüm. Demek ki ihtiyaç gidermeyi birilerinden öğrenmiş. 

İki gün kadar tasma ile gezdirdim ve alıştırdım kendime. Sonra çözüp serbest bıraktığımda koşup zıpladıktan çevreyi dolaştıktan sonra gelip ayağımın dibine oturdu. Sahibi olarak kabullenmişti beni. Kabullenmeseydi, arabaya atıp aldığım yere götürerek bırakacaktım haliyle. Google’ı taradığımda ise cinsini öğrendim. AİNU cinsi Japon kırması kızak ve muhafaza köpeği imiş, avcılıkta da işe yarıyormuş. Körün istediği bir göz, Allah(CC) vermiş iki göz meselesi var ya… 

Bu sabah uyandım ve ihtiyacını görsün diye  çözerek TV başına geçtim. Birkaç dakika sonra sesler duyunca dışarı çıktım vee… Zavallı hayvan bir sürü serseri köpeğin saldırısına uğramış, komşulardan bir kadın kovalamış diğerlerini ama Kesik yerde ölü gibi yatıyordu, tasması birkaç metre ileride yerdeydi. Her tarafı ıslanmıştı ve dili sarkmıştı. Derhal kucaklayıp baba evine götürerek ağzını ıslattım, kuzineyi yaktım ve dikkatlice biraz temizledim zavallıyı…Bir ara gitti…kalbine masaj yaptım ve kendine gelip hırladı… 

Veteriner’e götürmem gerek ama kucağıma almam mümkün değil…Yaralarının acısı ve şok nedeniyle kucaklamak istediğim anda saldırgan davranıyor…Bereket epeyce kendine gelmiş durumda…Birkaç saat bekleyeceğim artık…Dört ayak üstüne durmayı başarırsa sorun yok…Başaramazsa bel tarafında filan kırık olabilir ki veteriner şart. Üzülmemek insanın elinden gelmiyor…

NOT: Yazıyı sabah 9.06 da yazmıştım. Kurtaramadık zavallıyı…aldığı darbeler nedeniyle oluşan ezikler ve iç kanama sonucu ayağa kaldıramadık. onuruyla gitti. Ne bir uluma ne de başka bir durum…Mealul melul sahibine bakarak son nefesini verdi. toprağı bol olsun demekten başka elden ne gelir? (saat: 17.15 te mezarına girdi)

ŞAH, VEZİRLER VE PİYONLAR

Mayıs 12, 2008 at 4:49 am | In Düşünelim!.. | Leave a Comment

 Kaos yaratanlar anarşistlerdir, ama düzen kuran kurtarıcılar… Ekipteki anarşistler, diğer kurtarıcılara davetiye çıkartırlar. Hem de yaldızlı protokol davetiyesi.Piyonlar şahı mat edebilirler ama asla Şah olamazlar. Bunun yanında doğru oynarlarsa vezir olabilirler. Vezir olmak ise sadakat ve dürüstlük ister. En olmaması gereken ikinci şey ise vezirlerin belli olmamasıdır. Kendisini vezir koltuğunda görmek isteyenler, vezir yetisi olan insanları büyük bir hırs çarkıyla ezerler. Doğru hamleler ise bazen doğru oyunu oynamayı sağlamaz. Bu yüzden atasözleri vardır. Örnek: ‘Öküz öldü ortaklık bozuldu.’ ‘Yarası olan gocunur” v.b

Vezirler olmalıdır. Ama şah bir tanedir. Şahlar çoğaldığında vezir durumuna düşerler. Peki şah nerede? Piyonlar bunu sormaya başlar. Garip bir insan güdüsüdür güçlünün yanında yer almak: Aslında psiko-nevroz mu demek daha doğru olacaktır bilmiyorum ama böyle bir gerçek vardır.

Şah kurallar koyar. Kurallar kesin ve nettir. Vezirler bu kuralları bozmamalıdır. Hukuk emsallerden oluşur. Birisi için bozulan kural diğerleri için de bozulur. Eğer birisi için bozulan bir kural diğerleri için bozulmuyorsa, o zaman kurallar nedir? Kimin menfaatine çalışır? Sonuç: Yine kaos, yine kurtarıcı vs. vs. Bu durumda yine bir söz ama bu sefer bir atasözü değil, bir düşünürün sözü: ‘Kendi kurallarını koyamayan insanlar başkalarının kurallarıyla yaşamaya mahkumdur.’ Friedrik Von Neitzche.

Anarşizm her zaman yıkımla olmaz. Kaos yaratmak için yapıcı görünülebilir.

Ortada sorun varsa sorunu çıkaran da vardır. Her isim bir özneyi, özne de yüklemi gerektirir özünde… Her isim potansiyel bir eylemdir. Kinetiği içinde saklıdır. Yanlış olduğu düşünülen eylemi ancak yapıcısı düzeltebilir. Bu durumda konuşulması gereken, eylem yapıcısıdır. Eylem yaptırıcısı değil. Eylem yaptırıcısı aracılığında eylem yapıcıya yöneltilen eleştiriler şikayet olarak nitelendirilir. Şikayet ise yapıcı bir eylem değildir. Önem sırası değişir. Eylemden, eylem yapıcıya kayar. Yapılması gereken eylemin niteliği ve kalitesi bozulur. Hatta kaosa neden olur. Son günlerde dünyanın en çok duymaya alıştığı daha doğrusu açıkça yaşayıp belki de hiç duymadığı Latince kökenli bir tümce… Bir toplumu yönetmek için önce kaos yaratırsın, toplum iyice çökme noktasındayken, bir melekmiş gibi ortaya çıkıp düzeni sağlarsın. Bu toplum da kaos ortamından kurtulmanın verdiği rehavet ve güvenle kurtarıcısı(!)na sarılır. Bunu hükümetler de kendi amaçları doğrusunda dahili olarak kullanır. Somut bir örnek olmasa da gündem saptırması verilebilir. Kamuoyu kötü bir olaya endekslenmişken, yapay bir sorun ortaya çıkar. Dikkatler onun üzerine çekilir. Ve kurtarıcı bu yapay olaydan herkesi kurtarır… 

Şu içinde bulunduğumuz günlerde, Türkiye daha açıkça nasıl tasvir edilebilir? Bileniniz var mı?!…

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.