ŞANS OYUNLARI

Şubat 16, 2008 at 1:11 pm | In Öylesine... | Leave a Comment

Günümüz şartlarında 7’den 77’ ye hepimiz şans oyunlarında, şansımızı denemişizdir. Bundan 15-20 sene önce tek bilinen şans oyunu Milli Piyango ve birde çok az kesimin takip ettiği Spor Toto ve At Yarışlarıydı. Çocukluk yıllarımda,  eve Milli Piyango sadece yılbaşı çekilişi için alınır ve çıkma ihtimali yüksek olduğu düşünülen İstanbul’ daki gurbetçi akrabalarımızdan sipariş edilirdi. Aylar öncesinden elimize geçen yılbaşı biletleriyle evler, arabalarla hayallerimizi süslerdik. Büyük ikramiye bize çıksa, kimsenin haberi olmasın diye gizliden gizliye Ankara’ya gitme planları kurar, oraya gitmek için yol parasını bile ayırmayı düşünürdük. Yılbaşı akşamları tek izlenen televizyon TRT-1’di. Mecburduk TRT-1 izlemeye, malum o yıllarda başka bir alternatifimiz de yoktu. Yılbaşı gününde güzel yemekler hazırlanır, kümesteki tavuklar kesilir, colalar alınır, o akşamın özel geçmesi için gün içersinde hazırlıklar yapılırdı. Küçüktük ve o gün erkenden yatmayacaktık, annemizden babamızdan o akşamın hatırına özel izinler alır,  saat 24:00’ e gelince uyumamak için kendimizi zor tutar, havai-fişek gösterisi izlemek için ayrı bir heyecan duyardık. Bir türlü zaman geçmez Mustafa YOLAŞAN’ ın sunduğu yarışma programlarını seyreder, araba-hediye çekleri-evler dağıtılırdı. San ki arayan herkese para- araba dağıtılır, bizde katılmak için elimiz telefona ayırmazdık. Bir türlü çevirdiğimiz numara düşmez, İstanbul’da olsak numarayı hemen düşürür sanırdık. Malum yarışmaya katılanlar genelde İstanbul’dan aranırdı. Yılbaşının olmazsa olmazlarından dansöz çıkar fıkır fıkır oynar, o başlayınca annemiz babamız televizyonu kapattırırlar, ayıplarlardı. Her çekilişte heyecanlanır, çıkmayınca da bir sonraki büyük ikramiye için kendimizi motive ederdik. Havadan para kazanma düşü, yılda bir kez de olsa büyük hayaller kurmamızı sağlardı. 

Şimdi ise, çevremizde o kadar şans oyunları var ki. Her biri diğerinin eksiğini kapatmakta, kazanılan üç-beş kuruşla şansımızı denemekteyiz. Nedir bu kazanma hırsı, insanoğlunun fıtratındaki doyumsuzluk duygusu mu? Yoksa rahatlık duygusu mu?  Birçoğumuz çalışıp da kazamayacak büyüklükteki o ikramiyeleri, çıkması durumunda ne yapardı. Bu soruyu hepimiz kendimize defalarca sormuşuzdur. Günümüzün belli zamanlarında gelecek için planladığımız hayallerin tek eksiği paradır. Para da kolay kazanılmıyor, hele hele şimdiki zamanımıza bakarsak, birikimlerle ev sahibi olmanın bile hayal olduğunu düşünmeye başlamışız. Ülke ekonomisindeki dengelerin bozulmuş, kapitalist düzenle halkın bir kısmı varlık içinde yüzerken, büyük bir kısmı da fakirleşmeye sürüklenmiştir. Belki de kötü gidişattan sıyrılmak içinde de şans oyunları bu kadar sarılmışızdır… 

NELER GELDİ NELER GEÇTİ FELEKTEN

Şubat 14, 2008 at 2:52 pm | In Bak Şu İşe!... | Leave a Comment

NELER GELDİ NELER GEÇTİ FELEKTEN…UN ELERKEN DEVE GEÇTİ ELEKTEN 

Bir zat-ı âli var ki; bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin gördüğü siyasetciler arasında en dikkate şayan komik-i şahsiyettir(-ne demekse artık)… 

Bu zat genç yaşında ele geçirdiği Maliye Bakanlığı esnasında. Yabancı ajanslara verdiği ‚TÜRKİYE YETMİŞ SENTE MUHTAÇTIR’ beyanı ile ülkesinin saygınlığığnı sıfır ne kelime. eksilere indirmiş;  bir müddet sonra Enerji Bakanı iken güzelim ülkemiz insanlarını akaryakıt beceriksizliği nedeniyle yaya bırakacak fevri sözler sarfederek  halkın yemek yapacak yağ bulamadığı zamandaki hükümetin üyesi olarak o zamanlar için tarih sayfalarında yerini almıştı.  

Siyasetteki hocası olan en büyük demagog’un  sevgili eşinin bile onun için kocasına söylediği şey meşhurdur. O’nu tasfiye etmesini ve çevresinden uzaklaştırmasını talep etmişti bu sevgili eş. Gerekcesi ise basitti: ‚GÖZÜ SENİN MAKAMINDA’ demişti sevgili eş. 

Türkiye Cumhuriyeti’nin tastamam 30 yıl boğuştuğu enflasyon belâsının baş mimarlarından olan bu zat-ı muhterem, nasıl olduysa oldu; bir sürü alavere-dalavereden sonra  o büyük demagog’un makamına oturdu…Oturdu oturmasına da sonucta ne oldu? O işkembe-i kübrasından savurduğu palavralarla belki bir kısım cahil cühela vatandaşımızın oylarını gaspetti ama hep yerinde saydı. Bir adım bile ilerleyemedi zavallı. Çünkü milletin çoğunluğu o’nun ne menem şey olduğunun idrakinde idi. Bu nedenle karar verici makamlara oturmasını engelledi haliyle…  Şimdi bu zat-ı muhterem, inanç gereği olduğu kadar; gelenek ve örflerimizin simgelerinden olan ve kadınlarımızıni kızlarımızın kullandığı başörtüsünün. tamamen haklı gerekcelerle üniversitelerde serbest olmasını sağlayan Anayasa değişikliğini eleştirirken  ne diyor biliyomusunuz? LÂİKLİK ve sadece LÂİKLİK… 

Sanki Lâikliğin ne olduğunu mümtaz halkımız bilmiyormuş gibi…Din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak anlamında olan bu kelimeyi kullanaarak ne yapmak istiyor dersiniz? O’na mı kalmış milletin donuyla. şapkasıyla uğraşmak!… Daha da çoğunu ve ağırını yazardım ya bu kadar yeter… Başımın adli makamlarla derde girmesi en son isteyeceğim şeydir. Tabii o anlamda değil. Mahkemelerde geçirebileceğim zamanıma yazık. Tıpkısı o’nun tüm zamanını boşuna harcaması gibi.

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.