GÜLMEK

Şubat 18, 2007 at 7:19 pm | In Öylesine... | Leave a Comment

GÜLMEK

Şimdi birdenbire desem ki “Dünya Türkiye’nin etrafında dönüyor!..”

Bu söze, Türkiye’nin bugünkü halinin farkında olan herkes bıyık altından gülümseyecektir.

Gülmenin psikolojik açılımını yapan Bergson, bunu tabii ahengin seyrinde meydana gelen bozulmaya bağlıyor. Zihnimiz aslında tabiatla uyumlu bir şekilde çalışmaktadır ve sürekli olarak bu uyumun devam etmesini bekler. Uyum, tabii seyrini değiştirince veya bu tabii uyum anormal bir davranışla bozulup zihnimizin beklemediği bir seyir içine girince gülüyoruz.

Sokakta yürürken düşüveren yetişkin bir insana gülmemizin sebebi budur. Çünkü; tabii seyirde yetişkin bir insanın düşmesini beklemeyiz, zihnimiz yetiştin insanı hep denge halinde hayâl eder, bu dengenin bozulduğunu görünce güleriz. Zihnimizin bozulan dengeye karşı tepkisidir gülme…

Freud ise gülmeyi bilinç altı ile izah eder. Bilinç altımızda, kendimizin bile farkında olmadan sakladığımız veya unutulmaya mahkûm ettiğimiz sayısız olgular vardır. Gizli niyetlerimiz, gizli düşüncelerimiz vardır. Herhangi bir sebeple bunları başkalarına açıklamak istemeyiz. Bilincimizde veya bilinç altımızda mevcut olan, bilerek veya bilmeyerek saklamaya, gizlemeye çalıştığımız bu çeşit niyetlerimiz, hayâllerimiz dış bir fenomenle açığa çıkarılırsa, daha doğrusu dış fenomen bizim düşüncelerimizin, hayâllerimizin ifadesi niteliğinde olursa güleriz.

Bir gülümsemenin gerçekte , bazen nasıl bir trajik tabloyu yansıtabileceğini anlatmak istiyorum. Türkiye’nin etrafında dönen bir dünya hayâli, bu gün bize o kadar inanılmaz, o kadar doğa dışı bir olgu olarak görünüyor ki; ister istemez gülümsüyoruz. Fakat işte bu gülümseme, dramatik olanın ta kendisidir…Bu gülümseminin içinde yatan psikoloji şudur:

Türkiye’nin dünyanın mihveri olması mümkün değildir.

Şimdi asıl mesele budur…Nasıl olmuş da bu psikolojiyi kişiliğimizin bir parçası haline getirmişiz? Bu, kendimize olan inancımızı yitirmeyle eş anlamlıdır. Gerçekten Türkiye’nin içinde bulunduğu süreç, sözkonusu menfi inancı doğrulayacak, pekiştirecek bir durumdur.

Türkiye’nin içine düşürüldüğü kısır döngü, onun yeni bir atılım yapmasını engelleyecek bir yapıdadır. Bir er kişi kalkıp ta, Türkiye’nin Dünya’nın en önemli ülkesi olacağından söz açsa, hatta önünüze bunun yapılabilirlik projesini koysa, yine de gülümsemekten kendinizi alamazsınız, alamıyorsunuz.

Çünkü bu adam, sizin zihninizin beklediği tabii uyumun dışına çıkıyor., bozuyor onu…Bu yüzden gülümsüyorsunuz.Daha da ileri giderek işi bir şaka ve mizah edebiyatına dönüştürüyorsunuz…

Gülümsemekte haklısınız…Ama gülümsemenizin gizlediği dramın farkında mısınız?

 

 

DENKLEMDEKİ EKSİK

Şubat 18, 2007 at 9:26 am | In Öylesine... | Leave a Comment

DENKLEMDEKİ EKSİK

Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı’yı öldüren devletler, bu öldürme olayıyla kendilerini kurtaracaklarını sanıyorlardı. Oysa, Osmanlı Devleti Dünya’nın mihenk taşıydı. Dünya, dengesinden kopunca darmadağın oldu. Bu dengesiz gidiş İkinci Dünya Savaşı’yla onu bir kere daha yere çarptı.

İkinci Dünya Savaşı, gerçekte Dünya’yı yeni bir denge noktasında durdurma denemesiydi. Çok pahalı ve başarısız bir deneme…Osmanlı Devletinin ortadan kaldırılmasıyla denge yeteneğini kaybeden insanlık, bu yeni denge noktasını hiçbir zaman bulamayacaktı.Çünkü, determinantlar yerinden kaymıştı ve denklemin değerlerinde eksiklik vardı.

Birinci dünya savaşından sonra, Dünya önce ideolojilerin savaş alanı haline geldi.Doğuda Rusya, Avrupa’nın emperyalist tutumuna hayır diyebilmek için marksizm’in materyalist temellerini kendi halkının mistik duyarlılığına adapte etmeye çalışırken; Avrupa, önce faşizmin sonra nazizm’in yanlış “Üstün İnsan” mistisizmini materyalist insanına uyarlama denemesine girişmişti. Ne var ki, bu iki yanlış eğilimin çizdiği eğrinin yeni bir Dünya Dengesi noktasında buluşamayacağı belliydi. Buluşma noktası, barış değil savaş düzleminde mümkün olabilirdi ancak… Nitekim öyle de oldu. İkinci Dünya Savaşı, insanlığın üstüne bütün hışmıyla çöktü ve bir kez daha sersemletti onu.

Dünya, halen gerçek bir barış düzlemine kavuşmuş değil. Hemen her yerinde bölgesel görünüşlü, aslındaysa milletlerarası savaşlar sürüp gidiyor…Süper devletler, savaşı cephe gerisinden lojistik ve fikri destekle idare etmeye devam ediyorlar.

Her şeye rağmen, insanlık yeni bir denge noktası aramaya devam etmekte, bu arayış ve bulamayış ise onu Üçüncü Dünya Savaşı’na doğru sürüklemekte… Hatta, ikinci savaştan hemen sonraki “Soğuk Savaş” döneminde başladı ama şu ana kadar bu savaşta insanlığı toptan yok edebilecek silahlar kullanılmadı. Bu silahlar ne zaman kullanılacak bilinmez ama,bu silahlar kullanılsa da kullanılmasa da savaş durumu mevcuttur. Yer yüzünde ve yerin derinliklerinde devam etmektedir.

İnsanlık, kendini toptan imha edecek bu silahı kullanmadan önce denge noktasını bulmalıdır. Denklemin eksik değerini yerine koymalıdır. Bu denge sağlanmadıkça, insanlığı hangi çılgın durumlara sürükleyebileceğini kestirmek zor değildir…

 

 

 

WordPress.com'dan blog alın. | Theme: Pool by Borja Fernandez.
Entries and comments feeds.